5. Makale : Kolaylaşan ve Kaybolan Hayatlar
KOLAYLAŞAN VE KAYBOLAN HAYATLAR
Teknoloji her geçen gün daha da gelişmekte, buna paralel olarak enerji hayatımızın vazgeçilmezi olmaya devam etmektedir. Elektriğin hayatımızı fazlası ile kolaylaştırdığından söz edebiliriz. Belki de günlerce uğraşıp yapamayacağımız bir şeyi elektrik sayesinde bir kaç saat içerisinde yapabilmekteyiz.
Aslında hayat muhasebe gibidir. Doğadan almış isek borçluyuz, doğaya vermiş isek alacaklıyız. Tam bu noktada şuna vurgu yapmalıyız; doğaya ne ölçüde zarar veriyoruz ve doğaya ne kadar katkı sağlıyoruz.
Bir insanın doğa ile bir günlük savaşından kısaca bahsedelim.
Sabah kalkıyoruz, elimizi yüzümüzü yıkayıp, dişlerimizi fırçalayıp duş alıyoruz. Kullandığımız sabun, şampuan ve türevi kimyasal içerikli maddelerle suyu ve dolayısı ile eğer deşarj noktası toprak ise toprağı kirletiyoruz. Sonrasında fön, ütü, kahvaltı vb. ihtiyaçlarımız için fazlası ile elektrik enerjisi kullanıyoruz. Bir çoğumuz kullandığımız elektriği, fişi taktığımız piriz ve ay sonunda ödediğimiz faturadan ibaret biliriz. Lakin fişi taktığımız o piriz in kablolarını takip ettiğimizde, ya bir çok insanın ve canlının yaşam alanının kaybolmasına neden olan bir hidro elektrik santrale (HES'e), veyahut çıkardığı zararlı duman ve külle tarım alanlarımızı verimsizleştiren bir termik santrale yada insanların sağlığını bozan bir nükleer santrale ulaştığını görürüz.
Gün boyunca doğadan karşılıksız bir şeyler alırken bitmek tükenmek bilmeyen bir kaynağı kullandığımızı düşünürüz. İşin içine birde dinimiz katıldığında ve insanlara; '' Allah insanları rızkı ile yaratır'' denildiğinde artık akıl almaz bir savurganlık başlamış demektir. İnsanların rızıkları ile yaratıldığı temel inancımızdır fakat Kuran-ı Kerim de israf edilmemesi gerektiği ile ilgili fazlası ile ayet bulunmaktadır.
Temel ihtiyacımız olan elektrik enerjisinin boşa harcanması yada gereksiz kullanımı da bir tür israftır. Bir insan bireysel olarak en basit düzeyde tasarruf sağlamış olsa günde 20 kuruşluk bir elektrik tasarrufuna gidebilir. Bu da ülkemiz için günlük 14 milyon Türk Lirası , yıllık 5 trilyon Türk Lirası anlamına gelmektedir. Rakamların yeni para ile olduğunu özellikle belirtmek isterim. Kıyaslamak ve daha anlaşılır hale getirmek gerekir ise bir yılda 42.500 ailenin konut sorununun çözülebileceği bir miktardır.
Ülke olarak tasarrufu benimsememiz gerekmektedir. Enerji patronlarının hoşuna gitmeyecek bu tasarruf önerisini hayata geçirecek politikacılara ihtiyacımız vardır. Çünkü tasarruf edilen her kuruş vatandaşın dolayısıyla da ülkenin kazanç elde etmesini sağlayacağı gibi daha az çevre kirliliği anlamına gelecektir.
Enerji'nin oluşturduğu çevre kirliliğini azaltmanın bir diğer yöntemi de yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesidir. Yenilenebilir enerji kaynakları kendini yenileyen ve tükenmeyen kaynaklardır. Örnek verecek olur isek güneş,rüzgar,jeotermal ve hidrolik yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. Evet Hidrolik yani bizim bildiğimiz HES'ler yenilenebilir ve temiz enerji kaynağıdır. Fakat toplumsal ahlaki yapı ve para hırsı maalesef HES'ler in temiz enerji kaynağı değil insanları hiçe sayan , insanların ve diğer canlıların yaşam alanlarının yok eden bir kaynak haline gelmesine neden olmuştur.
Hepte karamsar olmamak lazım. Ülkemizde yüzde 5 lik rüzgar, yüzde 1 lik güneş enerjisi ile elektrik üretimi mevcut. Almanya da bu oran son on yılda yapılan çalışmalarla yüzde 27 ye ulaşmış durumdadır. Almanya örneğinden devam edecek olur isek ülkenin son yıllarda nükleer santrallerini ve fosil yakıt kullanarak enerji üretilen santrallerini kısıtladığı, bazılarının kapatıldığı, bazılarının da kapatılması için gün belirlendiği görülmektedir. Almanya solar (güneş) enerji sistemleri ve rüzgar enerji sistemleri ile ilgili yaptığı çalışmalar bu ülkenin artık yaşanacak tehlikenin farkına vardığının bir göstergesidir.
Ülkemizde bu duruma çevre ve doğa odaklı değil, sadece siyasi olarak bakanların yorumu hep şu olmaktadır; '' Almanya gelişmiş bir ülkedir ve gelişimini nükleer santrallere borçludur, bizim ülkemiz de gelişene kadar bu santralleri kurmak ve işletmek zorundadır''. Doğru bir söylemdir fakat gözden kaçırılan nokta şudur; Almanya nükleer santralleri kurduğu yıllarda solar sistemler ve rüzgar santral sistemleri yok veya henüz geliştirilmemiş idi. Günümüzde solar sistemler bu kadar gelişmiş iken, Avrupa ülkeleri kurdukları güneş tarlaları ile elektriklerini güneşten elde ederken, kurulan rüzgar türbinleri ile temiz enerji elde etmeye başlamış iken biz 21. yüzyılda çevre düşmanı Nükleer ve Termik santraller için plan üstüne plan yapmaktayız.
Enerji politikamız aslında bazı TV dizilerde gösterildiği gibi değil enerji patronlarını isteği doğrultusunda belirlenmektedir.
Tasarruf etmek ve minimum seviyede enerji kullanmak geleceğimize pay bırakmak olacaktır. Elektrik olmadan yaşanılabilir ama havasız, susuz ve topraksız asla.
Sizde harekete geçin ve dünyaya katkı sağlamak adına gerek bireysel gerekse de Sivil Toplum Kuruluşları ile koordineli olarak dünyamızın geleceği için el uzatın.
Hayatımızı kolaylaştıran her tür elektronik cihaz bizden, sağlığımızdan ve çevremizden bir şeyleri götürmektedir.
Bu topraklar bize atalarımızdan miras değil , gelecek nesillerimizin emanetidir.
Emanetimize sahip çıkalım.
Sağlıcakla kalın...
Yorumlar
Yorum Gönder