16. Makale: Vay be Gümüşhane'ye Bak
VAY BE GÜMÜŞHANE’YE BAK
Ben Muhammed. Her yılın on ayını çalışarak, geriye kalan
iki ayını da dünyanın herhangi bir ülkesini gezerek geçirmeyi ilke edinen bir
insanım. Bu yıl tatilimi geçirdiğim
Gümüşhane ve ilçelerinde yaşadıklarımı yazmaya devam ediyorum. Geçen hafta
Torul’da geçirdiğim üç gün içerisinde yaşadıklarımı sizlerle paylaştım. Ve
şimdi Gümüşhane merkezdeyim.
Sabah
saatlerinde Gümüşhane merkeze geldim. İki dağın arasında ki bir avuç şehir
çıktı karşıma. Zaman kaybetmeden şehir meydanına geçtim. Belediye tarafından
ücretsiz turizm rehber hizmeti verildiğini öğrendim. Rehberin dediğine göre; Gümüşhane
de son on yılda şehrin birinci kalkınma hedefi turizm olarak belirlenmiş, halk
ve bütün yöneticiler turizme o kadar odaklanmışlardı ki şehre adeta sihirli
değnekle dokunmuşlardı. Rehberle beraber oturup Gümüşhane’de geçireceğim üç günümün
planlamasını yaptım.
İlk
günümü Gümüşhane’nin eski yerleşim yeri olan Süleymaniye mahallesinde geçirmeye
karar verdim. Şehir merkezinden araçla on dakikalık mesafede olan Süleymaniye
mahallesine yaklaştığımda karşıma muhteşem bir görüntü çıktı. Eski yerleşke’de
profesyonelce yapılan restore çalışmaları ile tarihi doku ön plana çıkarılmıştı.
Hemen Süleymaniye Mahallesi’nin üst tarafında bulunan ve son yıllarda yapıldığını
öğrendiğim kayak merkezi belli ki kış turizmi anlamında şehrin lokomotifi durumunda
idi. Süleymaniye Mahallesinde ki bütün yapılar dokuya uygundu ve girişte sergilenen
kayak merkezinin kış fotoğrafları harika idi. Süleymaniye Mahallesinde tarihe
tanıklık eden yapıları detaylıca inceledikten sonra şehre döndüm.
Şehir
merkezinde de son yıllardaki turizm planlamasının bir parçası olan ve yeni inşa
edilen bir cadde vardı. Bu cadde baştan sona kendine has mimarisi ile ön planda
olan Gümüşhane Evleri ile donatılmış ve adına Gümüş Çarşı denilmişti. Üç katlı olarak inşa edilen Gümüşhane
evlerinin zemin katlarında işyerleri bulunuyordu. Caddede halk kendi
tasarladıkları gümüşleri ve kendi ürettikleri doğal ürünleri satıyordu. Satılan
bütün gıda ürünleri yerliydi. Yapıların üst katlarında ise çay salonları,
lokantalar, kültür sanat evleri ve butik oteller bulunuyordu. Bu otellerden bir
tanesine yerleştim. Çarşının gecesini çok merak ediyordum. Biraz dinlenip
kendimi dışarı attım. Çarşı tamamen güneş enerji sistemleri ile üretilen enerji
ile ışıklandırılmıştı. Hafif eğimli olan Gümüş Çarşı’da yürümeye başladım. Bir
yanda çay ocakları önünde yapılan çay sohbetleri, bir yanda ise ses sistemi kullanılmadan
yapılan insanın ruhunu okşayan canlı müzik vardı.
Caddenin sonuna geldiğimde bir kalabalık
ilişti gözüme. Merakla içlerine girdiğimde sokak tiyatrosu yapıldığını gördüm.
İlgimi çeken bu olay karşısında daha detaylı bilgi almam gerekiyordu. Tiyatroyu
izleyenlerden birisi ile tanıştım. Adının Selami olduğunu öğrendiğim arkadaşa tiyatro
hakkında bilgi almak istediğimi söyledim. Aldığım cevap şehri yönetenlerin ne
kadar sorumluluk sahibi olduklarının bir göstergesi idi. Selami’nin anlatmasına
göre haftada iki kez yapılan tiyatroda toplumun temel sorunları işleniyordu.
Her hafta farklı bir kamu kurumunun organize ettiği tiyatro’da kaybolmaya yüz
tutan Anadolu Kültürünü ve Anadolu Ruhunu canlandırmak ilke edinilmişti.
Keyifli
geçen gecenin ardından otele geçtim. Birçok butik otelde konaklamıştım ama
böylesine ilk kez rastlamıştım. Otelin her metrekaresinde şehrin tarihi ve
kültürü simgelenmişti. Ertesi gün tarihin kokusunu daha fazla almak istiyordum.
Krom vadisi ile imera manastırına gitmeye karar verdikten sonra istirahata
çekildim.
Sabah
erkenden kahvaltı yapıp yola koyuldum. Zorda olsa krom vadisindeki yirmiye
yakın kilise ve şapel ile imera manastırını gezmeyi bir güne sığdırdım. Vadide
kurulan seyir terasları ve tarihi dokuya uygun halde inşa edilen yolların uyumu
dikkat çekiciydi. Hava kararmak üzere idi otele geçip biraz dinlenip dışarı
çıkmaya karar verdim.
İkinci
gecemi Gümüşhane’nin içinden akan harşit çayı kenarlarında oluşturulan yürüyüş yolları
ve sosyal alanlarda geçirdim. Hırçın akan dere betonla hapsedilip ıslah edilse
de beton duvarlar üzerine yapılan doğal taş kaplamalar az da olsa bu çalışmayı
şehrin dokusuna uygun hale getirmişti. Dere kenarlarında oluşturulan iki metre
genişliğinde ve 10 kilometre uzunluktaki bisiklet yolları adeta gelişmiş Avrupa
kentlerini andırıyordu. Bisiklet yolu altına güneş panelleri yerleştirilmiş ve
üretilen elektrikle dere ve yollar muhteşem bir uyum içerisinde ışıklandırılıyordu.
Su ve kurbağa sesleri eşliğinde çayımı yudumladıktan sonra istirahat e çekildim.
Gümüşhane
merkezde geçireceğim son gün idi. Daha gezilecek çok yer vardı ama zaman problem
idi. Merkezde bulunan ve son yıllarda restore edilen yüze yakın konaktan
birkaçını gezdikten sonra muhteşem bir jeolojik oluşuma sahip Akçakale
mağarasını, sonrasında da Kov kalesini gezdim. Yol boyunca şehre gelen
turistlerin güzergâhlarına göre konumlandırılan şehrin tanıtımının yapıldığı ve
yöresel ürünlerin satıldığı stantlara rastladım. Biraz alışveriş yaptıktan
sonra hava kararmaya başladı ve otele döndüm. Otelin terasında Gümüş Çarşı’daki
müzik eşliğinde bir sonraki durağım olan Gümüşhane’nin en şirin ilçesi Köse ile
ilgili planlamamı yapıp istirahata çekildim.
On yıl sonraki Gümüşhane’nin bu halde
olması dileği ile.
Sağlıcakla kalın…
Yorumlar
Yorum Gönder