15. Makale : Torul'da Gezilecek Yer'mi Varmış
TORUL'DA GEZİLECEK YER'Mİ VARMIŞ
Herkese merhabalar, ben
Muhammed. Her yılın on ayını çalışarak,
geriye kalan iki ayını da dünyanın herhangi bir ülkesini gezerek geçirmeyi ilke
edinen bir insanım. Bu yılki durağım Türkiye ve Doğu Karadeniz Bölgesindeyim.
Sisli bir yola girdim ve Gümüşhane’ye gidiyorum. Araştırmalarıma göre Bakir
kalan doğası, doğal zenginlikleri ve kültürel yapısı olağan üstü olan bu şehir beni
kendine sürükledi. Gümüşhane’nin Her ilçesinde ve merkezinde birkaç gün
geçirmeyi düşündüğüm ve toplamda 20 günümü alacak programımda rotamı Torul -
Gümüşhane – Köse – Kelkit – Şiran - Kürtün şeklinde belirledim. Eskilerden de
Doğu Karadeniz bölgesini incelerdim. Hatta birkaç gezgin arkadaşıma sorduğumda
bana Gümüşhane’nin hiçbir özelliği olmadığını söylemişlerdi. Arkadaşlarımızla
yaptığımız bu sohbetimizden sonra adı ilgimi çeken bu şehri sürekli takip ettim.
Son yıllardaki incelemelerimde aslında Gümüşhane’de çok şeyin olduğunu fakat
gün yüzüne çıkarılmadığı için ön yargı ile bakılan bir şehir olduğuna inanmış
ve yola koyulmuştum.
Bir temmuz ayı idi. Gümüşhane
Valiliği Tarafından hazırlanan bir Gümüşhane rehberini edindikten sonra Trabzon’dan
yola çıkıp Zigana Dağına tırmanmaya başladım. Muhteşem ve beni büyüleyen
manzara karşısında aracımı kenara çekip birkaç kare fotoğraf çektim.
O sırada adı Hüseyin olan ve oradan
geçen birisi ile selamlaşıp tanıştık. Hüseyin Gümüşhaneli ve hatta gezi rotamın
ilk sırasında olan Torul’dan olduğunu söyledi. Bende Torula gidiyorum orada 3
gün vakit geçireceğim ve gezeceğim dediğimde bana dönüp yüz mimiklerini
değiştirerek ‘’Torul’da gezilecek yer mi
varmış’’ dedi. Çok şaşırmıştım. Kararımı sorgulayıp sorgulamamak arasında
gidip gelirken o sisli yol çekti aldı beni kendine ve tekrardan yola koyuldum.
Bir an yol üzerinde ‘’ Gümüşhane Zigana Köyü Doğa Okulu ‘’
tabelası gözüme ilişti. Ve o anda yıllardır adı hep Trabzon ile anılan Zigana’nın
aslında Gümüşhane’ye ait bir yerleşim yeri olduğunu öğrendim. Tabelayı takip
edip Zigana Köyüne vardığımda bu yıl Gümüşhane’ye gelerek çok iyi bir tercih
yaptığımı anlamıştım. Zigana Doğa Okulu’nda başta Herbaryum Bitki Müzesi olmak
üzere endemik türlerin ve bölgedeki canlı türlerinin fotoğraflının sergilendiği
salonları keyifle gezdim. Açılan stantlardaki doğal ürünlerden birkaç şey satın
aldıktan sonra Torula doğru yola koyuldum. Elimdeki rehberde yazan ‘’Torul’un
muhteşem değişimi’’ başlığı beni meraklandırıyordu.
Torula vardığımda ilçede birkaç gün
geçirmek dışında hiçbir planım yoktu. Bir kaya vardı ilçenin baş tarafında. Bu
kaya uzaktan korkunç görünse de yaklaştıkça üzerinde bulunan kale ve seyir
yapılarını gördükçe gece orada içeceğim çayı hayal ederek keyif aldım. Eski adı Ardasa olan Torul da ilçenin
tarihini ve kültürünü barındıracak bir cadde inşa edilmişti. Yeni inşa
edilmesine rağmen taş ve ahşabın ön plana çıkarıldığı caddeye Ardasa isminin
verildiğini öğrendim.
Torul terminalinde Torul Belediyesi
tarafından ücretsiz rehber hizmeti veriliyordu. Turizm Rehberinden gerekli
bilgi ve güzergâhların olduğu haritaları aldıktan sonra Ardasa Caddesine
girdim.
Rehberle yaptığım konuşmada ‘’Türkiye
de taş duvar denilince ilk akla gelen Torulun taş duvar ustaları’’ olduğunu
söylemişti. Gerçektende haklıydı. Hiç bitmesin diye seyre dalarak yürüdüğüm
cadde, ilçeye bağlı köylerin isimlerinin verildiği yapılardan oluşuyordu. Her
yapının duvarında yâda önünde adını aldığı köyün ön plana çıkan figürleri
bulunuyordu. Genelde tarım ve hayvancılıkla ilgili olan bu figürler kaybolmaya
yüz tutan Anadolu Kültürünü yansıtıyordu.
Cadde bittiğinde baş tarafında
Kocaman bir taş bina ilişti gözüme. Otelin
yazısı bile dokuya uygun olarak ahşaptan yapılmış idi. Cadde ile bütünleşen bu
otelde kalmaya karar verdim ve eşyalarımı yerleştirdim. Biraz dinleneyim derken
bir taraftan beni adeta büyüleyen o caddenin gecesini merak ediyordum. Hava
kararır kararmaz kendimi dışarıya attım. Yerel sanatçılar tarafından yapılan
müzik eşliğinde yürümeye başladım. Her şey çok güzeldi. Gözüm harşit çayı
üzerine kurulmuş bir lokantaya takıldı. Yöresel yemeklerin bulunduğu lokantada
karnımı doyurduktan sonra Ardasa Caddesine döndüm. Muhteşem şekilde Türk
kahvesi kokusu geliyordu. O muhteşem kokunun kaynağını çoktan bulmuş ve kahvemi
istemiştim. Garson közde pişirdiklerini ve biraz uzun süreceğini söylese de
beklemeye değer olduğu düşüncesi ile aldırış etmedim. Çünkü halimden memnundum.
Ayrı bir dünya vardı karşımda ve seyri saatler de geçse bıktırmayan cinsten
idi. Kahvemi içtikten sonra Yatma vakti gelmişti. Otele Vardım ve kahvaltı
saatini sordum ‘’ Güneşin doğuşunu 7
defa izlemek isterseniz 6.00’da normali ise 7.00’da ’’ yanıtını aldığında saatimi
çoktan 5.30’a kurmuştum. Sabah kahvaltı salonuna çıktığımda çayımı keyifle
yudumlarken kalenin üzerindeki kayalıklardan 7 defa saklanıp doğan güneşi
izlemekten büyük keyif almıştım.
Kafamda rotamı belirlemiştim ve yola
koyuldum. İlk gün Kopuz ve Çit deresinde
bulunan tarihi değirmenleri ve Güvemli Köyünde bulunan tarihi cami, kilise ve
şapelleri ziyaret ettim. Torul Altınpınar Limni Gölüne vardığımda her
metrekaresinde ayrı bir güzellik ayrı bir anı yaşıyordum. Gün ortasında yol üzerinde rastladığım dağ evi
şeklindeki lokanta’da yediğim yöresel yemeğin tadı olağanüstü idi.
İkindi vakti akşam için plan yaparken
elimdeki rehberde Artabel Köyü, Serender Evleri ve Atlı Turizm tesislerini
gördüm. Fotoğraflarını incelerken çoktan telefonunu çevirmiş ve akşam için yerimi
ayırtmıştım. Yaklaşık bir saatlik bir araba yolculuğundan sonra Artabel’e vardım.
Odama yerleştiğimde hava karışmıştı. Harika bir dokusu ve muhteşem bir havası
vardı. Serender evleri önündeki kamp alanında dağcılık kulübünün kamp programı
vardı. Alanındaki çadırlar ve yanı başında yanan kamp ateşi muhteşem
görünüyordu. Bu manzara eşliğinde Gülaçar Alabalık Tesislerinde üretilen alabalık
ile karnımı doyurmuştum. İşletmeciye Kamp yapanların yanına gidip gidemeyeceğimi
sordum. Olumlu yanıtı aldıktan 5 dakika sonra kamp ateşinin başında buldum kendimi.
Şarkılar söyleniyor ve hoş sohbetler yapılıyordu. Zamanın çok hızlı geçiyordu
ve yatma vakti geldi. Odama çekildiğimde ahşap serender evin kokusu huzur
veriyordu. Orada uyumanın tadına doyamasam da oktan sabah olmuştu. Horoz
sesleri ile uyandım ve kahvaltı salonuna geçtim. Doğal köy tereyağı, kuymak,
organik bal, organik sebze ve meyveler ile belki de son yılların en lezzetli
kahvaltısını yaptım. Dışarı Baktığımda Kampçılar yoktu piyasada. Sordum
işletmeciye nerede bu arkadaşlar diye. Aldığım yanıt beklide bir sonraki
yılların planı için bir ışık tutuyordu bana. Evet, dağcılar Artabel Köyünün
yukarısında bulunan Artabel Gölleri Tabiat Parkına gitmişti ve geleneksel
olarak her yıl düzenledikleri kamplarını gerçekleştireceklerdi. Ben de son
yıllarda yapıldığını öğrendiğim Artabel Göllerine 30 dakika yürüme mesafesinde
olan seyir teraslarından o muhteşem vadiyi çayımı yudumlayarak seyrettim. Donanımım
dağda konaklamaya uygun olmadığı için kampa gidemezdim ve Artabel’den ayrıldım.
Gülaçar köyüne indiğimde yol üzerin
de Kalis Anıt Ağaçları tabelasını gördüm. Tabelalar beni almış ve Kalis’e
çoktan götürmüştü bile. Anıt ağaçları ziyaret sonrası uydu görüntüsünde balığın
resmedildiği Kalis Alabalık Tesisleri dikkatimi çekti ve kendimi orada buldum.
Tesisi ziyaret edip harika alabalığından yedim. Orada bulunan bir stanttan
yöresel ürünler satın aldıktan sonra yola koyuldum. Biraz dinlenmek için yol
üzerinde yer ararken Kalecik köyünde Taşkın Alabalık Tesisi tabelasını gördüm. Gördüklerime
inanamıyordum. Alabalık üretim çiftliğinde koruma altında olan bir tür olan Kırmızı
benekli alabalık üretiliyor ve satılıyordu. Acıkmadığım için tadımlık 1 tane
yedikten sonra tekrardan yola koyuldum. Yolda rastladığım Kocadal mağarası,
Işık Kalesi, Soroyna Kalesi ve arılı mağarası tabelalarını bir sonraki gelişimde
ziyaret etmek için not ediyordum. Ve artık İkisu Mağarasına varmıştım. İçeri
girdiğimde karşılaştığım eşsiz güzellik karşısında büyülenmiştim. Milyonlarca
yılda meydana gelen oluşumları inceledikten sonra İkisu mağarasından çıktım.
Sırada Torul’daki son ziyaret yerim karaca mağarası vardı.
Ve en çok görmek istediğim,
Gümüşhane’de benzer özelliklerde onu aşkın mağara olmasına rağmen mağaralar
içinde en popüler olan karaca mağarasına vardım. İçeri girdiğimde büyülenmiştim. Milyonlarca
yılda oluşan sarkıt, dikit ve sütun denilen jeolojik oluşumlar vardı. Yaklaşık bir saat bu oluşumları inceledikten
sonra ayrılma vakti gelmişti. Dışarı çıktığımda hava çoktan kararmıştı. İki su
mevkisine indiğimde yol üzerindeki bir otele yerleştim. Otelde şu an okuduğunuz
3 günlük Torul anılarımı bir solukta yazıverdim. Artık yeni rotam Gümüşhane
merkezdi ve dinlenmeye çekildim.
Sizlere hayal ettiğim Torul u
yöneticilerimize ilham kaynağı olması maksadı ile Hayali bir karakterin
gözünden aktardım. Hayali de olsa yabancı bir ülkeden gelen Muhammed Torul u
çok ama çok sevdi. Haftaya Gümüşhane’deki anılarını sizlerle paylaşacağım. Daha
sonraki haftalarda da diğer ilçelerimizin güzelliklerini sizlere aktaracağım.
Sağlıcakla kalın…
Yorumlar
Yorum Gönder