117. makale: Korona Biyolojik Saldırı mı ?
KORONA BİYOLOJİK SALDIRI MI?
Covid 19 virüsü sayesinde
dünyanın dengeleri değişmek üzere.
Dünyamızın geçmişine
baktığımızda milattan önce de sonra da benzer salgın hastalıklar defalarca
görülmüş, yaşanan kayıplar bazen binlerle bazen de milyonlarla ifade edilmişti.
Salgınlarla ilgili tarihsel
sürece baktığımızda;
1340-1350'li yıllarda
Avrupa'yı vuran veba, nüfusun yüzde 3'ünü öldüren çok büyük bir salgındı ve
yaklaşık 50 Milyon kişi bu salgın yüzünden hayatını kaybetti.
15.yy'a geldiğimizde ise
Amerika'da yüz yıl boyunca bir bölgenin nüfusunun yüzde doksanı çiçek hastalığı
yüzünden hayatını kaybetmişti.
1801 yılında sarıhumma
hastalığından 50.000 Fransız askerinin yüzde doksan beşi ölürken eve sadece
3000 Fransız askeri dönebildi.
1957-1958'deki Asya gribi 4
milyon, 1968-1969'daki Hong Kong virüsü ise 2 milyon kadar kişinin ölümüne
neden oldu.
Kolera salgınları, veba
salgınları ve onlarcasının daha yaşandığı tarihsel süreçte milyonlara hatta yüz
milyonlara varan kayıplar yaşandı.
Bu yazıyı kaleme alırken bu
yıl yani son 3 ayda dünya genelinde HIV/AİDS virüsünün sebep olduğu ölüm sayısı
407.627 iken yine son 3 ayda sıtma yüzünden dünyada 237.845 kişi yaşamını
yitirdi.
Bu rakamları sizleri
rahatlatmak için veya korkutmak için vermiyorum. Çünkü okuyan herkes olaya
güncel baktığında işin ciddiyetini, tarihsel baktığında ise sıradanlığını
kavrayacaktır.
Salgınla ilgili ülkemizin,
batı ülkelerinin ve Amerika’nın aşırı panik içerisinde olmasının sebebi
özellikle son teknoloji çağında benzer vakaların yaşanmamış olması.
Çünkü gelişen tıp, on yıl
önce yakalanan insanlara 3 ay ömür biçilen kanser türlerine karşı bu günlerde
yıllarca yaşayacağı çözümler üreterek insanlara güven vermiş durumda.
Çin ve bazı uzak doğu
ülkelerinin ise irili ufaklı benzer salgınları son yıllarda defalarca
yaşadıkları için olayın panik havasından kurtulup önlem almakta daha başarılı
bir çizgi çizdiklerini görmekteyiz.
İman eden bir toplum olarak öncelikle tedbiri elden
bırakmamamız gerekli ama takdiri ilahiden bu denli korkmamamız gerektiği
düşüncesindeyim.
Koronavirüs’ün biyolojik
bir saldırı olduğu ile ilgili fazlaca yayın ve paylaşım görmekteyiz.
Siyonistlerin son planları diyenler, İngilizlerin planı diyenler, Amerika’nın
Çin için planladığı fakat sonrasında kontrolden çıktığını söyleyenler,
İtalya’yı bitirme hamlesi olarak yorumlayanlar ve benzer şekilde uzadıkça
uzayan birazı doğru birazı şehir efsanelerinden oluşan onlarca iddia.
Değişik iddiaların meydana
atıldığı süreçte tek gerçek var, o da bu süreçten psikolojik olarak başarılı
çıkacak olan ülkelerin bundan sonraki süreçte ulusal arenada daha söz sahibi
olacağı.
Bana göre kimyasal ve
psikolojik saldırıya biyolojik saldırı eteği giydirilen bir süreç olup sürecin
dünyaya geri dönüşü çok ağır olacaktır.
Dünya nüfusundaki azalmaya baktığımızda ‘’kendine
yetemeyen bir dünyaya bu durum acaba katkı sağlar mı’’ tezi kaybedilen insanların
70 -80 yaş ve üzeri olduğu göz önünde bulundurulduğunda çürümektedir.
İnsanların psikolojilerini
düzeltmek ve salgından bir an önce kurtulmak için elbette önlemler alınmalıdır
ama kullanılan başta dezenfektanlar olmak üzere bütün kimyasalların insan
sağlığına ve doğaya dönüşü Koronavirüs kayıplarından misliyle fazla olacaktır.
Adeta kimyasal maddeleri
soluyarak yaşadığımız bu günlerde Koronavirüs ölümlerinden misliyle fazla
kanser ve solunum hastalıklarının kapımızda olduğunu üzülerek söylemek istiyorum.
Gerekli gereksiz içeriği
bilinmeden caddelerde, sokaklarda, iş yerlerinde, camilerde, ibadet yerlerinde,
apartmanlarda, araçlarda ve onlarca yaşam alanında kullanılan dezenfektanların
doğal yaşama vereceği zarar göz ardı edilmemelidir.
Çünkü bu kimyasalların
doğaya dönüşü, birçok türün kaybolmasına neden olacaktır. Türlerin ve faydalı
mikroorganizmaların kaybolması ise literatüre yeni hastalıkların eklenmesi
anlamını taşıyacaktır.
Bu aşamada gelecek süreçte
acaba hangi yeni ilaçların pazarı oluşturuluyor diye sormadan yapamayacağım.
Peki, bizler ne yapmalıyız?
Yetkili makamlarca
açıklanan tedbirlere kulak vermeli ve mecbur değilsek evimizden çıkmamalıyız. Çünkü
pozitif vaka oranımız ilk günlerde yapılan testlerin yüzde yedisi iken bu
günlerde yüzde 25’leri geçmiş durumda.
Temizlik kurallarına uymalı
fakat zararlı kimyasalları haddinden fazla tüketmemeliyiz.
Su israfı yapmamalı, en
azından elimizi 20 saniye sabunla ovarken musluğu kapalı tutmalıyız.
En önemlisi psikolojik
olarak bu süreçten yenilmemeliyiz.
Unutmamalıyız!
Dünyada her 24 saatte yaklaşık
32 bin insanın açlıktan ölüyor. Siz bu yazının başından bu noktasına gelene kadar bile yaklaşık
57 insan açlıktan hayatını kaybetti.
En Önemlisi de bu gün yaşantımızda olan bu virüs belki bir yıl
sonra rutin bir hastalığa dönüşecek ama bu dünya bize sonsuza kadar lazım
olacak.
Yorumlar
Yorum Gönder